|
Toplumsal bir tavır olarak güven konusunda ne durumdayız acaba? Karşımızdakine ne kadar güveniyoruz ? Ne kadar güven veriyoruz? Eşimize, işimize, arkadaşımıza, çocuklarınıza, devletinize, hükümete, insanlığa, medeniyete, içinde yaşadığınız evrene, dine, Tanrı’ya ve hatta kendimize ne kadar güveniyoruz ? Bu sağlığımıza nasıl yansıyor? Bu yazıyı okuduktan sonra lütfen sakin bir köşeye çekilin, arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın, rahatlayın. Bu soruları kendinize tek tek sorun ve cevabını yine kendinize verin? Vereceğiniz cevaplar ve soru sormadaki cesaretiniz sizin bileceğiniz iş. Annesi tarafından güvenli bir kucakta büyütülen çocukta güven duygusunun temelleri sağlam atılıyor. İnsan bebeğine gerekli güveni verecek kadar zaman ayırmalı, yeteri kadar emzirmeli. Vahşi doğada hayvanlar yavrularını, tek başına yaşamayı öğrenene kadar korumaları altında tutuyorlar. Bir meyve olgunlaşmadan dalından düşmüyor. Düşerse de ona meyve denmiyor. Evrensel zeka bunu gerektiriyor. Evrenin önerdiği çözümler hep basittir. Ama hep doğrudur. Doğal yaşamdan sapmak, başımıza dert açmaktan başka bir işe yaramıyor kanaatindeyim. Sonuçta olan nedir? Arızalı bir hayat, arızalı çözümler dayatıyor. Ve hastalık türleri artıyor. Hasta sayıları artıyor. Doktorların hastalara sunduğu tedavi çeşitleri artıyor. Panik atak, klip sendromu (klip izleyen çocuklarda görülen otisizm belirtileri), AİDS, bu örnekleri arttırabiliriz. Bu hastalıklar bizim bizzat yaşam tarzımız sonucu yarattığımız hastalıklardır. Düşün, hisset, gerçekleşsin. Beynimiz sürekli meşgul ve içinde olmadık fırtınalar yaratırken nasıl güvende olabiliriz ki. Sessiz ve dingin limanlara sığınmadan nasıl güvende olabiliriz ki.
sevgiyle kalın (24.09.2007) |









